Delacroix’nın “Halka Yol Gösteren Özgürlük”ünün Etkisi ve Mirası

1830 yılında resmedilen ve şu anda Paris’teki Louvre Müzesi’nde asılı duran Halka Yol Gösteren Özgürlük tablosu Delacrox’nın başyapıtıdır. Tablo, ilk bakışta çoğu kişinin varsaydığı gibi aslında Fransız Devrimi’ni değil, 1930 yılında Kral X. Charles’a karşı üç gün süren kanlı ayaklanmanın ardından ülkenin meşrutiyet ile yönetilmesiyle sonuçlanan Temmuz Devrimi’ni resmeder.

Tahmin edilebileceği üzere Halka Yol Gösteren Özgürlük tablosu bir sanat başyapıtı olarak pek çok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur. Louvre Müzesi’nde asılı duran bir başka başyapıt olan Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa adlı eseri de modern yorumlardan basit kopyalara kadar pek çok sanatçıya ilham vermiş ve çağdaş popüler sanatın bir parçası haline gelmiştir. Mona Lisa örneğinde olduğu gibi Delacroix’nın Halka Yol Gösteren Özgürlük isimli çalışması da yer yer komik veya gülünç şekilde yorumlanmıştır. Google sunucusuna eserin adı yazıldığında bu ünlü tablonun Yüzüklerin Efendisi’nden Yıldız Savaşları‘na hatta Lego‘ya kadar pek çok şekilde yorumlandığını görmek mümkündür. Ancak Delacroix’nın eserinden doğrudan ilham bulan daha ciddi ressamlar, yorumlarını kendi ülke ve kültürlerinin gerçeklerine göre yoğurup, aynı derinlikte ve kalitede eserler resmetmişlerdir. Bu da bizlere devrim, hürriyet ve özgürlük kavramlarının evrensel olduğunu ve aynı zamanda hem kültürel hem milli sınırları aştığını göstermektedir. Hürriyet ile özgürlük ve tabii ki bunların sanatsal yorumları insan olmanın ana şartlarını oluşturur. Delacroix’nın Özgürlük eserinin başka ressamlar tarafından resmedilen yorumlarına  geçmeden önce bu esere daha yakından bakmamız gerekir.

Delacroix’nın Halka Yol Gösteren Özgürlük Eseri
Halka Yol Gösteren Özgürlük gerçek bir başyapıttır. 260×325 ölçülerinde büyük bir kanvasa yağlı boya olarak resmedilen bu eser, imgelem, renk ve içerdiği sembollerin zenginliğiyle de resim sanatında çok önemli bir yere sahiptir. Eserde, açıkta kalan göğüsleri ve elinde tuttuğu üç renkli bayrakla gerek dönemin entellektüellerine gerekse sokak serserilerine ki soldaki siyah şapkalının Delacroix’nın kendisi olduğunu iddia edenler de mevcuttur-[1] bir başka deyişle devrim yolundaki halka yol gösteren insan görünümlü Özgürlük Tanrıçası ön plandadır. Bu yolda ilerlerken, eski rejimi destekleyen gericilerin cesetlerine basmaktan çekinmediklerini de görüyoruz.

Halka yol gösteren özgürlük
Eugène Delacroix – Halka yol gösteren özgürlük

Eserin kompozisyonu piramiti[2] andırmaktadır; ilgimiz önce eserin kenarlarına serpiştirilmiş cesetlere kaysa da sonrasında bayrak taşıyan Özgürlük’e yani eserin yukarısına doğru çekilecek şekilde tasarlanmıştır. Işık ve renklerin kullanımı, detaylar kadar canlıdır. Neredeyse Delacroix, Özgürlük figürünün ve devrimcilerin üzerine bir spot ışığı koymuş da yaşanan kanlı vahşeti gözler önüne sermekten ve devrimci şiddeti övmekten çekinmediğini gösterir gibidir.

Halka Yol Gösteren Özgürlük eserinin önemi kalıcıdır. The Guardian’daki yazısında, Sanat Eleştirmeni Jonathan Jones eseri, “devrimin gerçekten ne anlama geldiğini bize içeriden anlatıyor; coşturucu, şiddetli ve kanlı” şeklinde yorumlamıştır[3]. Clark Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Bryan Zygmont’a göre Delacroix’nın iletmek istediği ana mesaj, savaşta herkes eline silah al(a)masa da herkesin içinde bir devrimci potansiyelinin yattığıdır[4]. Gerçekten de Delacroix, hâlâ eser üzerinde çalışırken kardeşine yazdığı mektupta bu durumu şu kelimelerle anlatmıştır: “Modern bir konuya değindim, bir engele. Ülkem için savaşmamış olsam bile en azından onun için bir tablo yaptım”. Malika Bouabdellah Dorbani, eserin hem Romantik hareket hem modern sanat örneği olduğunu ileri sürmüştür. Eseri, “romantik ve devrimci coşkunun temsili, evrensel bir çalışma”[5] şeklinde nitelendirdiğinde pek de haksız sayılmaz. Bu yazıda da irdeleyeceğimiz üzere Halka Yol Gösteren Özgürlük, dünya üzerinde farklı ülkelerden pek çok ressama ilham veren bir eserdir. Gelin üç örneğe birlikte bakalım.

İnkılap Yolunda ve Türk Devrimi
Türk ressam, yazar ve şair Zeki Faik İzer (1905-1998) İstanbul’da devam ettiği lisede sanat öğrenimi görmüştür. Eğitimine Paris’te devam etme şansı yakalayarak 1928-1932 yılları arasında dönemin kübizm, modernizm ve diğer ekollerinden etkilenmiştir. Ressamın ilk dönem eserlerinden biri olarak nitelendirilen İnkılap Yolunda adlı eserini 1933 yılında tamamlamıştır. 176x237cm ölçülerinde olan bu eserde, Delacroix’nın Halka Yol Gösteren Özgürlük tablosundan açıkça esinlendiğini kendi belirtmiştir.[6]

İnkılap Yolunda
Zeki Faik İzer – İnkılap Yolunda

İnkılap Yolunda’nın devrimcileri, önce resmin yanlarına, daha sonra yukarı doğru konumlandırması, Halka Yol Gösteren Özgürlük’teki ile benzerdir. Aynı zamanda çok fazla dikkat çekmese de ışık ve renk göz önüne alındığında bir piramit yapısı söz konusudur. Işık ve renk alçaktan yükseğe geçerek ilgiyi Delacroix’nın eserinin aksine kadın figürüne değil ama yine bir kadının taşıdığı Türk bayrağına çeker. İnkılap Yolunda’da ressamın paletindeki pek çok farklı renk tonu kullanılmıştır; renkler açık ve canlıdır. Türk Bayrağı’na uygulanan kırmızı arka plandaki mavi ufukla ve diğer figürlerle muhteşem bir tezat içindedir. Fırça darbeleri cesur ve belirgindir.

Ancak belki de İnkılap Yolunda’daki en önemli unsur tasvirlerdir. Delacroix’nın başyapıtındaki gibi kadın figürü olarak resmedilen Özgürlük, resmin tam ortasında cesur ve gururla Türk Bayrağını taşıyarak güçlü bir görüntü sergilemektedir. Delacroix’nın tüm kadınsılığı vurgulanan yarı çıplak özgürlük figüründen farkı Faik Zaim’in özgürlük figürünün giyinik olmasıdır. Göğüslerini göstermemekle beraber uzun beyaz/gri renkte bir elbise giymiş, dönemin ilerici ve üst sınıf kadınlarının kullandığı saç süsünü takmıştır. İlk bakışta Faik Zaim’in Özgürlük tasviri Türk kadınının cinsellikten arınmış bir portresi olarak yorumlanabilir ancak bu kanıya varmadan önce eserin betimlediği tarihi olaylara daha yakından bakmakta fayda vardır.

Faik Zaim eserini İstiklal Savaşı’nın bitiminden on sene sonra resmetmiştir. Hem İstiklal Savaşı hem de yeni Türkiye Cumhuriyeti daha sonraları Atatürk ismini alacak olan Mustafa Kemal’in önderliğinde gerçekleşen olaylardır. Faik Zaim, Atatürk’ü Özgürlük’ün hemen arkasında çok şık bir takım elbise içerisinde, bir eliyle biri kız diğeri erkek iki Türk gencine sarılmış, diğeriyleyse Özgürlük’e ileriyi gösteren bir şekilde resmetmiştir. Atatürk’ün yönetimi boyunca genç cumhuriyette bir dizi hızlı ve devrimci reformlar yapılmıştır. Örneğin ülkenin alfabesi Arap harflerinden Latin harflerine, takvimiyse ay takviminde güneş takvimine geçirilmiştir. Daha önceleri uygulanan İslam kanunlarının yerini sırasıyla İsviçre ve İtalyan kanunları almıştır. Kadınlara serbestlik gelmiş, çok eşlilik ve örtünmek yasaklanmıştır. Örtünmenin yasaklanması çok önemli bir noktadır çünkü örtünme, cumhuriyet öncesinde iffet ve dindarlık sembollerinin dışa vurumu olarak kullanılmaktaydı. Bu bağlamda, Faik Zaim’in bir kadını devrimin simgesi olarak ön plana yerleştirmesi ve başına Avrupa stili bir saç süsü yerleştirmesi devrim niteliğindedir ve Atatürk’ün gerçekleştirmek istediği kültür devriminin kilit noktasının başarılı bir temsilidir. Unutmamak gerekir ki Türk feminizmi Atatürk zamanında siyasi özgürleşme yaşasa da, Atatürk’ün ölüm yılı olan 1938 yılında henüz sosyal, cinsel ve liberal özgürleşme sürecini tam olarak tamamlamamıştır.

Atatürk’ün kültürel devrimi doğası gereği laiktir. Halifeliği, İslami yasaları ve cezaları kaldırıp  dil ve kılık kıyafet reformlarını gerçekleştirirken karşıt sesleri susturmuştur. Bu durum Faik Zaim’in eserinde yerde cansız yatan dindar görünümlü, sakallı/cüppeli kişiler ve ressamın ilerici güçler olarak resmetmek istediği Özgürlük, Atatürk ve onların takipçilerinin ayakları altında ezilen kişiler olarak tasvir edilmişlerdir. Bu kişiler arasında elinde Latin harfleriyle yazılmış bir kitap tutan ve ayağıyla Arap alfabesiyle yazılmış bir kağıda basan kadını görebiliriz. Bu kadın Atatrük’ün alfabe devrimine, süngüsüyle beraber tüfeğini havaya kaldırmış asker ise İstiklal Savaşı zaferine çok açık ve net bir göndermedir.

Sonuç olarak Faik Zaim, Delacroix’nın eserini, 1920 ve 30larda gerçekleşen Türk kültürel devrimini anlatmak için çok başarılı bir şekilde kullanmıştır. Delacroix’dan etkilenen ve güçlü sanat eserleri yaratan tek modern ressam Faik Zaim değildir. Başka bir örneği dünyanın öbür ucunda Latin Amerika’dadır.

Carlota’nın Küba Köleleri Ayaklanması
Lili Bernard’ın 2011 yılı çalışması olan Halka Yol Gösteren Carlota, Delacroix’nın daha çağdaş bir yorumdur. Kübalı-Amerikalı bir sanatçı olan Lili Bernard, eserinin Delacroix’nın yorumu olduğunu saklamaya gerek bile duymamıştır zira eserinin alt başlığı “Delacroix’nın Halka Yol Gösteren Özgürlüğü’nün Ardından” şeklindedir ve bu izleyiciye gerekli bilgiyi vermektedir. Bernard üstü kapalı iş yapmaya değil tam tersine benzerliği gözümüze sokmaya çalışmaktadır. Delacroix ve Faik Zaim’in eserlerinde olduğu gibi Bernard’ınkinde de piramit yapıyı, çalışmanın sağına ve soluna dağılmış figürleri, yukarı doğru çıkıldığında etrafı ışıkla aydınlatılmış kahraman Carlota figürünü ve kadın arkadaşlarını görmek mümkündür.

Halka Yol Gösteren Carlota
Lili Bernard – Halka Yol Gösteren Carlota

Ancak Bernard’ın eserinde inanılmaz derece çarpıcı ve yegane olan bir şey vardır. Halka Yol Gösteren Carlota, Küba’da 1843 yılında gerçekleşen Maafa (köle) ayaklanmasını tasvir eder. Renkler derhal dikkatimizi çeker. Açık, canlı renkler yalnızca Karayip ve Küba atmosferini değil, ırk ve etnik farklılıkları da gözler önüne serer. Eserin arka planındaysa Delacroix ve Faik Zaim’in eserlerinden daha fazla detay bulunur. Arka planın solmasına izin vermeyerek Bernard bu yağlı boya tablosunu seyircisine devrimin hikayesini anlatmak için kullanır.

Halka Yol Gösteren Carlota, Delacorix’nın Halka Yol Gösteren Özgürlük eserini tamamlamasından tam on üç yıl sonra gerçekleşen bir başka deyişle 1843 yılında Küba’da özellikle Triumvirato bölgesinde[7] gerçekleşen Maafa (köle) ayaklanmasını anlatmaktadır. Küba’daki Triumvirato bölgesindeki bir tarlada çalışmaya zorlanan Afrika kökenli köle Carlota, Bernard tarafından eserin ana figürü olarak resmedilmiştir. Devrimin liderlerinden olan Carlota, Delacroix’nın Özgürlük’ünün yerini almamıştır, tam aksine onun siyahi bir kadın olarak yorumudur. Carlota, Zenci Özgürlük’tür. Kadınlar bu ayaklanmanın ön sıralarında yer almışlar[8] ve Bernard bunu, ön planda daha fazla kadın resmederek anlatmayı seçmiştir. Bu özelliğiyle Faik Zaim’in eserine benzese de Delacroix’nınkinden ayrılır. Bernard’ın eserinde kadınlar iffetli olmaktan çok uzaktır; onlar, ellerini kana bulamaktan çekinmemişler hatta dökülen kanların ana sebebi olmuşlardır.

Sembol olarak bayrak sallamaktansa, Carlota’nın elinde muhtemelen eserin sağ ve solunda yatan ölülere ait üzerinden kan damlayan kılıcı salladığını görmek mümkündür. Bazılarının ellerinde tambur vardır. Bu, çok önemli bir semboldür çünkü ayaklanmayı fark edilmeden gerçekleştirebilmek için tambur ritimlerini iletişim yöntemi olarak kullanmışlardır. Kaygı veren arka plana baktığımızdaysa kölelerin linç edildiğini, at üstündeki sömürgeci beyaz ordunun tarlaları ateşe verdiğini ve kölelerin kellelerinin kazığa geçirildiğini görmek mümkündür. Bu hem ayaklanmanın kaderini hem de böyle ayaklanmaların gerçekleşmesine neden olan şiddeti gözler önüne sermektedir.

Delacroix’nınkine benzer ancak Faik Zaim’inkinden farklı olarak, Carlota’nın göğüsleri herkesin görebilmesi için açıktadır. Diğer kadınların ve adamların da üst bedenleri çıplaktır. Bernard, kadın kölelerin zincirlerini kırarak cinsel özgürleşmesini resmederken bir yandan da 1960 yılında Güney Afrikalı sivil haklar aktivisti Seteve Biko’nun “Siyah güzeldir”[9] sözüne gönderme yapmaktadır. Gerçekten de Carlota ve diğer özgürlüğüne kavuşmuş köleler güzel, kendine güveni tam ve Afrika mirasının arkasında duran kadınlar olarak resmedilmişlerdir. Carlota’nın göğüsleri sanki zorla giydirilmiş gibi duran İspanyol sömürgeci elbisesinden fırlamıştır.

Eser, Halka Yol Gösteren Özgürlük çalışmasının farklı ve bir o kadar da güçlü bir kültürel ve milli yorumudur. Devrim ve ayaklanma, insan haklarının en temel iki özelliği  olan özgürlük ve  hürriyetin elde edilebilmesi için ülkeden bağımsız olarak evrensel niteliktedir.

Özgürlüğe giden yolda kahkaha
Halka Yol Gösteren Özgürlük’ün bir başka çağdaş yorumu da Çin’in tanınmış ressamlarından Yue Minjun’e ait neredeyse benzer isimlendirilmiş Halka Yol Gösteren Hürriyet’tir. 1995 yılında tamamlanan eser, Delacroix’nın yazıda daha önce bahsi geçen yorumlarından oldukça farklıdır. Çalışma, merkezdeki figürün kolunu havaya kaldırması ve piramide benzer yapısı dâhil, şekil ve yapı olarak orijinal esere bağlı kalsa da geri kalan her unsurda orijinal tablodan farklılık gösterir. Renk olarak özellikle mavi ve beyaz, geri plandaysa muhtemelen Çin’in hava kirliliğine bir atıf niteliğindeki buğulu yeşil ve gri tonları tercih edilmişse de suret, giysiler ve her bir karakterin duruşu aynıdır. Aslında hepsi aynı kişidir; sanatçının kahkaha atan yüzü. Buna bağımsızlık figürü de dahildir. Takipçiler, devrimciler, gericiler, yerde cansız yatanlar… hepsi aynıdır. Hepsinde aynı yüz ifadesi vardır; gülen Minjun.

Halka Yol Gösteren Hürriyet
Yue Minjun – Halka Yol Gösteren Hürriyet

Minjun, kahkaha atan yüz ifadesini kendi sanat eserlerine taşımasıyla ünlüdür. Bu onun, doğduğu ülke olan Çin’de süre gelen komünist rejimi protesto etme şeklidir. Delacroix’nın kültürel ve milli bir yorumu olsa da, Minjun, Faik Zaim ve Bernard gibi ülkesinin belirli bir dönemini resmetmeyi reddetmiştir. O, Tiananmen Meydanı’nı, Mao’nun Uzun Yürüyüşü’nü veya Kültürel Devrimi tasvir etmez. Onun yerine Minjun tamamen başka bir çağdaş protesto yöntemi seçer; kahkaha. Minjun’un kahkaha atan figürleri şüphesiz hürriyetin ya da özgürlüğün illa kanlı olaylar yoluyla değil, kişinin içinden gelen hislerin dışa vurumuyla anlatılabilceğini göstermeye çalışmasıdır.

Böylesi bir durumda kahkaha yolunu seçmek devrimci bir yaklaşımdır. Ancak kahkaha aynı zamanda çaresiz hissetmenin sonuçlarından biri de olabilir. Sanatçının kendi kelimeleriyle anlatacak olursak “kahkaha, toplumun bize dayattığı haklarımızın yokluğunun yanında çaresizliğin, güçsüzlüğün ve dâhil olamamanın dışa vurumudur”[10]. Yine de kahkahanın bazen elindeki tek devrimci silah olduğunu da söyler. Minjun, herkesin tıpatıp aynıya indirgendiği, seçeneklerin kısıtlandığı, bireyin bastırıldığı, Arthur Koestler’ın birinci tekil roman dili[11] dediği komünist rejimi eleştirmektedir. Bu, sanatsal ifadenin tamamen zıttıdır. Ancak ortak çaresizliklerini benimseyen kişiler birleşir. Kahkaha, rejimin bastıramadığı sessiz devrimdir.

Sonuç
Faik Zaim, Bernard ve Minjun’un çalışmalarına baktığımızda Delacroix’nın Özgürlük’ünün farklı ülke ve kültürlerdeki ressamlar üzerinde kalıcı bir etkisi olduğunu görüyoruz. Tabii ki bunlar belirli yankıları olan özgürlük ve hürriyet gibi evrensel konulardır. Böylesine temel insan hakları hiçe sayıldığında, uzun soluklu etkisi devrimci hareketlerdir. Bu, ister Delacroix’nın Fransız devrimci hareketi olsun ister Minjun’un çaresiz kahkası. Jean Jacques Rousseau’nun da dediği gibi “İnsan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur.”[12] Ancak bu zincirleri kırmak ve özgürlüğe kavuşmak da insana ait en temel dürtülerdir.

 

[1] [1] Up Close and Personal with Eugene Delacroix’s Liberty Leading the people, https://www.mtholyoke.edu/courses/rschwart/hist255/la/delacroix.html (erişme tarihi 20 Ocak 2018).

[2] “Eugene Delacroix, July 18: Liberty Leading the people,” Artble.com.

[3] Jonathan Jones, “Cry Freedom”, The Guardian, 2 Nisan 2005.

[4] Bryan Zygmont, “Delacroix, Liberty Leading the people”, Khan Akademi, Tarih Yok, https://www.khanacademy.org/humanities/ap-art-history/later-europe-and-americas/enlightenment-revolution/a/delacroix-liberty-leading (erişilme tarihi 21 Ocak 2018).

[5] Work: July 18: Liberty Leading the people, Louvre, https://www.louvre.fr/en/oeuvre-notices/july-28-liberty-leading-people (erişilme tarihi 20 Ocak 2018).

[6] Zeki Faik İzer, İnkılap Yolunda, 1933, IsteAtaturk, Tarih Yok, https://isteataturk.com/g/icerik/Zeki-Faik-Izer-Inkilap-Yolunda-1933/1571 (erişilme tarihi 19 January 2018).

 

[7] “Carlota: Heroine of Cuba, The Weekly Challenger, 17 Aralık 2015.

[8] Manuel Barcia, Seeds of Insurrection: Domination and Resistance on Western Cuban Plantations, 1808-1848 (Louisiana State University Press, 2008).

[9] “Black Is Beautiful: Remember Steve Biko”, CBC.ca, 12 Eylül 2012

[10] Elena Cue, “Interview With Yue Minjun”, Huffington Post, 6 Aralık 2017.

[11] Arthur Koestler, Darkness at noon (Vintage Books, 1994).

[12] Jean-Jacques Rousseau, The Social Contract (Penguin Classics, 1968).

Kapak Forumlar Delacroix’nın “Halka Yol Gösteren Özgürlük”ünün Etkisi ve Mirası

Bu konu 0 yanıt ve 1 izleyen içeriyor ve en son  Lal Gülçelik tarafından 8 ay 1 hafta önce tarihinde güncellendi.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)

Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.