<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Efkari Samimi İletişim Topluluğu</title>
	<atom:link href="http://efkarisamimi.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://efkarisamimi.net</link>
	<description>Bir başka WordPress sitesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Apr 2012 15:59:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Allah rızası için, bi&#8217;rey&#8230;</title>
		<link>http://efkarisamimi.net/allah-rizasi-icin-birey/</link>
		<comments>http://efkarisamimi.net/allah-rizasi-icin-birey/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Apr 2012 08:09:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Sarı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Görüş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://efkarisamimi.net/?p=1180</guid>
		<description><![CDATA[İnsan haklarıyla amaçlananların gerçekleşmesinin yegane güvencesi insanların bir millet olarak bütünleşmesidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/young_karl_marx.jpg"><img class=" wp-image-1182 alignleft" title="Karl Marx" src="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/young_karl_marx.jpg" alt="Karl Marx" width="124" height="180" /></a></p>
<p><img class="size-full wp-image-1183  alignright" title="Bertolt Brecht" src="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/Bertolt-Brecht.jpg" alt="Bertolt Brecht" width="135" height="166" /></p>
<p>Karl Marx daha çok gençken, Rheinische Zeitung&#8217;da, ormanlardan odun kesilmesiyle ilgili bir konuda yazılar yazdı. Sanırım Berthold Brecht de bu konudan oldukça etkilenmiş. Çok önceleri okuduydum; detaylarını hatırlayamayacağım. Aklımda kaldığınca hikaye edeceğim.</p>
<p>Kışın, bir kentin kıyısında kurulduğu dağdaki ormandan millet odun kesiyormuş. Devleti denetimine almış burjuvalar, “Milletin ormanından bunlar nasıl odun keserler?” diye kanun çıkarmaya girişmişler. Bu kanuna göre ormandan odun kesen millet cezalandırılacakmış. Ortaya iki tane millet çıkıyor; biri orada yaşayan ve ormandan odun kesen insanlar olarak millet, diğeri ormanın egemeni olarak bu insanların cezalandırılmasına karar veren millet; biri yaşayan insanlar, diğeri burjuvaların acenteliğini yaptığı sömürenler. Milli egemenlik buna göre bir yaşayan insanların ortak çıkarına öncelik verilmesine, bir de sömürenlerin çıkarlarına öncelik verilmesine karşılık gelebilir.</p>
<p><a href="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/White_Room_1_by_Odditx.jpg"><img class="wp-image-1185 alignright" title="Beyaz Oda" src="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/White_Room_1_by_Odditx-1024x768.jpg" alt="" width="177" height="133" /></a></p>
<p>Sömürenlerin çıkarlarını milli çıkar olarak görüp sunan burjuvalar, birey ve birey haklarını öne çıkarırlar. İnsan, burjuva toplumunda hakkı yendiği zaman birey olarak sesini duyurup hakkını alabilir mi? Sermaye süreçlerinin işlemesine vesile olmuyorsa ya da göstermelik bir örnek olarak izin verilmemişse birey, hakkı yendiğinde öfkelenip küfretmekten ya da beddua etmekten başka hiçbir şey yapamaz. İnsanları millet olarak bütünleşmekten alı koyup bireyleştirme çabasının altında yatan niyet budur.</p>
<p><a href="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/schwarzwald02.jpg"><img class="alignleft  wp-image-1192" title="Kara orman" src="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/schwarzwald02-300x225.jpg" alt="" width="180" height="135" /></a>Milli çıkar insanların ortak çıkarıyla birlikte ortaya çıkar. Dağın kıyısındaki kent örneğinde ormandan odun edinmek herkesin çıkarıdır; bunu ortak çıkar haline getiren bir siyasa ile insanlar bu konu bakımından millet olur. Millet olduktan sonra insanlar, ormandan herkesin istismar etmeden gereksinimleri oranında odun kesmesine ya da devletin odun kesimini örgütleyip herkese odun sağlamasına imkan tanıyabilir.</p>
<p><a href="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/746483788_2cbf2199f2_o.jpg"><img class="alignright  wp-image-1194" title="O an, gelen dört yıl için milletin ne olacağına karar verilmişmiş" src="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/746483788_2cbf2199f2_o-300x199.jpg" alt="O an, gelen dört yıl için milletin ne olacağına karar verilmişmiş" width="180" height="119" /></a>Bireysel haklardan başka hak tanımayan burjuvalar, insanların bireyler olarak dört beş yılda bir odun kesimi bakımından sömürenlerin çıkarlarını savunacak partiler arasından bir seçim yapmasını yeterli görür; yüzü kızarmadan buna bir de demokrasi der. Bu koşullarda, insanlar sömürenlere özelleştirmelerle peşkeş çekilmiş ormanının ürünlerini satın almak için çalışıp para kazanmak, odun kesip hapse girmek ya da soğuktan donmak arasında tercih yapmak zorunda kalacaktır. Halbuki böyle ortak çıkarları olduğunda bunları milli çıkar haline getiren bir ortam varsa orada yaşayan kimse, yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal durumuna düşüren böyle tercihler yapmak durumunda kalmaz.</p>
<p><a href="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/wall.jpg"><img class="alignright  wp-image-1197" title="NYSE" src="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/wall-300x149.jpg" alt="NYSE" width="180" height="89" /></a><a href="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/416790_321648987880476_132389446806432_972289_750604158_n.jpg"><img class=" wp-image-1196 alignleft" title="Küba'daki ulusal konferans" src="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/416790_321648987880476_132389446806432_972289_750604158_n-300x188.jpg" alt="Küba'daki ulusal konferans" width="180" height="113" /></a>Söz olarak içeriği bakımından kimsenin reddedemeyeceği insan hakları, fiiliyatta yalnızca birey olarak görülen insanı çaresizleştirir ve etkisizleştirir. Halbuki, yasal ve kurumsal olarak devlet örgütlenmesi demokratik olursa, insanların millet olmasına olanak verir. İnsanlar yalnızca birey olduğu zaman tek tek hepsinin çıkarı bir konuda aynı olsa bile bu çıkarın tam tersi milli çıkar olarak ortaya çıkarılabilir; halbuki insanların millet olarak bütünleşebildikleri demokratik siyasal koşullarda, herkesin çıkarı aynıysa bu milli çıkar oluverir. Öncelikle, bir ülkede yaşayan insanların millet olarak bütünleşmesini sağlayacak yasalar ve bunları uygulanmasını sağlayacak kurumlar oluşturulmalıdır; bunun doğru yapılması, insan haklarının yeterli ve yegane güvencesidir. Milletlik ortadan kaldırılıyor ve insan hakları yasa olarak yazılıyorsa bizzat bu durum, insan haklarının fiilen sistematik biçimde ihlal edileceğinin doğrudan göstergesidir.</p>
<p>25 Mart 2011, Türkali Mah. Beşiktaş</p>
<span class="spForumLink"><a href="http://efkarisamimi.net/diyalog/politik-dusunme/allah-rizasi-icin-birey/">Bu konuda diyaloga gir</a></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://efkarisamimi.net/allah-rizasi-icin-birey/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saptanamazlık</title>
		<link>http://efkarisamimi.net/saptanamazlik/</link>
		<comments>http://efkarisamimi.net/saptanamazlik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Apr 2012 07:09:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Sarı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Görüş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://efkarisamimi.net/?p=1176</guid>
		<description><![CDATA[Saptanamazlık sorun değildir, düşünmeyi ve sözü imkansızlaştırmaz. Sorun olan yetersizliği, temelsizliği mükemmellik olarak dayatmaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone  wp-image-1177" title="Karier Fuarı" src="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/KarierFuari.jpg" alt="Karier Fuarı" width="810" height="304" /></p>
<p>Firmaların hepsinin birbirine özdeş olduğunun varsayıldığı, serbest rekabet modellerinde, belli bir sektörde faaliyet gösterecek firma sayısı saptanabilir. Diyelim ki böyle bir sektörde, mevcut koşullarda 40 firma faal durumdadır; ancak, doğal bir şoktan dolayı beş altı yıllığına 41 firmanın faal olması mümkün olacaktır. Bu da yeni bir firmanın sektöre girmesine neden olabilir. Yeni firma -hadi buna 41. firma densin- sektöre girmiştir ve aradan zaman geçmiştir ve sektörde eskisi gibi 40 firmaya yer olduğu zaman gelip çatmıştır. Bir firmanın sektörü terk etmesi gerekir. Hangi firmanın sektörü terk edeceği saptanamaz.</p>
<p>Hangi firmanın sektörü terk edeceği bilinmiyorsa, yani 1. firma sektörü terk edecek mi etmeyecek mi bilinmiyorsa, 2. firma sektörü terk edecek mi etmeyecek mi bilinmiyorsa, …, 41. firma sektörü terk edecek mi etmeyecek mi bilinmiyorsa, özetle her firma için sektörü terk edip etmeyeceği belirsizse, tüme varımla, sektörü bir ya da birkaç firmanın terk edip etmeyeceği belirsizdir sonucuna varan biri bir mantık hatası yapmış olmaz. Saptanamazlık mantıklı biçimde işlendiğinde saptanabileceğin de saptanamaz olduğunun çıkarsanmasına varacak tarzda yayılabilir.</p>
<p>Firmalar sanki sektörlere aitmiş gibi düşünüldüğünde koşullar değişince hangi firmanın sektörü terk edeceği sorusu, akla hangi firmanın sektöre ait olmadığı sorusu olarak gelir ve hiçbir firmanın hiçbir sektöre ait olmadığı, firmaların ve sektörlerin ayrı ayrı düşünülmesi gerektiği anlaşılamaz. Firmaların sektörel olduğu fikri ile saptanamazlığın yayılması birleştirildiğinde söz söylenemez gibi olur ki bu saptanamazlığın reddedilmesinin nedeni olarak gösterilir: “Saptanamazlık söz konusuysa hiçbir şey söylenemez, ancak saptanamazlığın bulunmadığı varsayılarak birşeyler söylenmeye başlanabilir!”</p>
<p>Şurası açık ki, saptanamazlık, sektörün -firmaların yapı taşı olduğu- bir yapı olarak çözümlenmesinin mükemmel olmadığını ortaya serer. Ancak saptanamazlık sorun değildir, düşünmeyi ve sözü imkansızlaştırmaz. Sorun olan yetersizliği, temelsizliği mükemmellik olarak dayatmaktır. Örneğin, mantık yetersizdir ve firmaların sektörle, sektörün firmalarla kavranması temelsizdir.</p>
<p>21 Nisan 2006, Türkali Mah., Beşiktaş</p>
<span class="spForumLink"><a href="http://efkarisamimi.net/diyalog/iktisadi-dusunme/saptanamazlik/">Bu konuda diyaloga gir</a></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://efkarisamimi.net/saptanamazlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Serbestiyetten güdümlü değil çekiştirilen ekonomiye</title>
		<link>http://efkarisamimi.net/serbestiyetten-gudumlu-degil-cekistirilen-ekonomiye/</link>
		<comments>http://efkarisamimi.net/serbestiyetten-gudumlu-degil-cekistirilen-ekonomiye/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Apr 2012 08:50:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Sarı</dc:creator>
				<category><![CDATA[EiST Görüşü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://efkarisamimi.net/?p=1151</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye'de liberalizm adına yalnızca liberal idealden değil, bildik liberalizm uygulamalarından da uzaklaşıldı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/SerbestiyettenGudumluDegilCekistirilenEkonomiye.jpg"><img class="alignnone  wp-image-1154" title="Serbestiyetten güdümlü değil çekiştirilen ekonomiye" src="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/SerbestiyettenGudumluDegilCekistirilenEkonomiye.jpg" alt="Serbestiyetten güdümlü değil çekiştirilen ekonomiye" width="810" height="304" /></a></p>
<p>Koyun sürüleri, başlarında bir çoban ve bir çoban köpeği olmak üzere otlağa salınır. Çoban vakit geçirmek için kaval çalar. Çok değil on yıl evveline kadar, Anadolu&#8217;da yolculuk yapan herkes tanık olmuştur bu duruma. Kovboy, sözcüğü sözcüğüne çevirirsek inekçi oğlan demek. Kovboylar, hiç rastlamamış olsak da Amerikan filmlerinden gördüğümüz kadarıyla, atıyla, tabancası tüfeğiyle kemendiyle bir abası, yoldan bulunmuş asası ve varsa bir de kamıştan oyulmuş kavalı olan çobandan tamamen farklıdır. İneklerin güdülmesi daha patırtılı kütürtülü, daha bir vurdulu kırdılıdır göründüğü kadarıyla.</p>
<p>İpini koparmışlık hangi insanı rahatsız eder? İpini koparmışlık doğrudan ipi koparmış kurbanlık boğaya çağrışım yapar. Kurbanlık boğa söz konusu olduğunda ipini koparmışlığın o boğaya ne zararı vardır, öldürür mü yani?</p>
<p>Liberal iktisadi düşünmede ipsizlik, sapsızlık savunulur. İnsanlar iple bir sapa bağlamazsa dünyada düzenin kalmayacağı savını boş bir vehim olarak eleştirilir. İnsanlar iple sapa bağlandığında süreçlerin beceriksizce işlediğini ve serbestiyet durumunda olabilecek gönencin altında kalındığını savlar.</p>
<p>Liberallik, insanların tek bir otoritenin merkezi kararlarına uyulma  durum kalmalarına karşı belirdi. Yirminci yüzyıldaysa kendi karşıtı olarak planlılığı koydu ve kendini planlılığın olmama hali olarak tanımladı. Halbuki, bir yandan planlamanın bir otoritenin merkezi kararlarına bağlı olması zorunlu değildir, diğer yandan plansızlığın tek türü de  liberal kuramda savunulan serbestiyet değildir.</p>
<p>Liberalizmin kendi karşıtı olarak sunduğu merkezi karar almayla tam bir tezat oluşturacak biçimde, sosyalist planlama ideal halinde toplumdaki herkesin iradelerinin yansımasını, yetenek, olanak ve isteklerinin hesaba katılmasını sağlayan toplu karar alma süreçleriyle oluşur. İdealler bakımından alındığında, merkezi karar almaya karşı olmak bakımında liberalizm ve sosyalizm aynı cephededir. Uygulamaya gelindiğinde “sosyalist” olarak adlandırılan planlamalar için sosyalist ilkelerden sapılmadığı durumlar azımsanmayacak çoktur. Ama neredeyse idealiymiş gibi ideale yakınsadığı durumlar da yok değildir; hem de küçümsenemeyecek sıklıktadır.</p>
<p>Sosyalizmden farklı olarak liberal kuram kendi içinde çelişiktir. Uygulamasının kuramına uyması mümkün değildir. Ya sonu gelmez çatışmalı kaotik bir duruma yok açar ya da neredeyse her bakımdan ortaya çıkan fiili uygunsuzlukları kuramdan ufak tefek münferit sapmalar olarak gerekçelendirerek kuramda dile getirilenin tam tersini kendisinin uygulaması olarak görmek durumunda kalır.</p>
<p>Serbest piyasa koşullarında olağanüstü kâr elenir. Liberalizmse fiilen, varlığı bu tür olağanüstü kârlara dayanan yabancı yatırımcıların savunulmasıdır. Birinin yabancı olması için söz konusu ülkenin kanunen vatandaşı olmaması gerekmez; o ülkenin ulusal çıkarlarını hiçe sayması yeterlidir. Artan değer olarak sermaye, egemenlik alanlarının mülkiyetleştirilmesi, egemenlik süreçlerinin haklaştırılması sonucu oluşan koşullarda bir yandan bu mülkiyetler ve haklar kullanılarak diğer yandan borçlandırmalar aracılığıyla el konulacak kaynak ve fazla ürünle gerçekleşir. Buysa bazı stratejik ürün ve hizmet piyasalarında yabancı sermayeye çalışan kuruluşlar için piyasa gücünü oluşturup, mali piyasaları bu kuruluşların tam denetimi altına alıp geri kalan piyasaları olağanüstü kâra imkan vermeyecek biçimde serbestleştirmeyle sağlanır. Liberalizmin fiiliyatta savunduğu işte böyle bir serbestiyettir.</p>
<p>Liberalizmin uygulamalarının temel sorunu serbestleştirilen piyasaların pek de kuramda olduğu gibi çalışmamalarıdır. Her halükârda merkezi bir güdüm gerekir. Koyunların nasıl güdüldüğüne baktığımda gördüğüm, tek tek bütün koyunlar ile ilgilenilmiyor. İstenilen yoldan çıkanlar ya taciz ediliyor ya da cezbediliyor. Bunun da tek tük birkaç koyuna uygulanması yetiyor. Kovboyların inekleri nasıl güttüğüne baktığımda çoban gibi incelikli düşünmese ve biraz daha kaba davransa da ana hatları bakımından yaptığı çobanınkinden farklı değil. Küçük ve büyük baş hayvanlar değil de insanlar söz konusu olduğunda güdülme, istenmeyecek sonuçlar vereceği düşünülen tek tek olaylara müdahale, ısrarcıların cezalandırılması, yola gelmeyenlerin yalıtılması yoluyla tezahür ediyor.</p>
<p>Mali sermayenin var olabilmesi için, kurama yansımayan, doğal ya da insani olmayan bir zorlamanın varlığının kaçınılmaz olduğunu <strong><a title="(AdamSmith+Keynes)xSamuelson/Marx" href="http://efkari.com.tr/adamsmith-keynes-x-samuelson-marx/" target="_blank">(Adamsmith+Keynes)xSamuelson/Marx</a></strong>&#8216;ta (<em>Sermaye</em> kısmının, <em>Fiil</em> altkısmının başlangıcında 68. sayfaya kadarlık bölümde) açıkça gösterdiğimi düşünüyorum. Borç alacak ilişkilerinde ve mülkiyet ilişkilerinde belirleyici olan zorlamadır. Bu zorlama gücüne haiz olan için hiç bir kanun ua da aktin bağlayıcılığı yoktur. Kanun ve akit zorlama gücünü yönlendirme yeteneği bulunmayanların kendi aralarındaki ilişkilerde anlam kazanır. Liberalizmin gereksinim duyduğu gütme, var olan akit ve kanunlarla sağlanan bir şey değildir; tersine bu akit ve kanunlar çerçevesinde davrananlar “yoldan çıktıklarında” yani yabancıların elindeki değerin artışına zarar verecek sonuçlar oluştuğunda gereklidir ve var olan zorlama araçları kullanılmadan piyasa gücüyle yola getirilmeleri olarak zuhur eder.</p>
<p>Liberalizmin uygulanması kısmen de olsa serbest piyasalara değil güdülen piyasalara karşılık gelir. Velhasıl liberalizmin uygulanması liberal ideallere değil, liberal ideallerle istenenin tam tersine varır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de yaşayanlara, en azından 1947 yılından bu yana sistematik olarak liberalizm dayatılıyor. Darbeleriydi, güya demokrasisiydi; hepsi aynı liberal dayatmaya yaradı. Planlama zaten tamamen kötürümleştirilmişti, serbestiyetin de kalan kırıntıları 2000 sonrası gelişmeyle neredeyse tamamen silinip süpürüldü. Yalnız bu süreçte güdümlü ekonomiye değil bir adım gerisine, çekiştirilen ekonomiye gerilendi.</p>
<p>Türkiye&#8217;de 2000&#8242;lerden bu yanaki gelişmelerle oluşan toplumsal ve ekonomik koşullar, liberalizmin uygulamalarında gözlemlenen yoldan çıkanlara uygulanan kanuni zor kullanımı ve piyasa gücü kullanımına benzemiyor. Daha çok durum şöyle gibi: Düşünelim ki tüm koyunlar bir birine bağlanmış, önlerine bir eşek konmuş, koyunlar da doğrudan eşeğe bağlanmış. Artık ne çobana ihtiyaç var ne de çoban köpeğine. Kurtlar gelip koyunları sürüdeyken kapıyor. Eşek inatçı mahlukat, kendiliği varmış zannediyor, havucu görünce ya da havuç kâr etmediğinde sopayı yiyince önce biraz  direnip sonra koşuşturuyor; peşi sıra da kendisine bağlı sürü. Ekonomi güdümlü değil işte böyle çekiştirilen bir ekonomi haline geldi.</p>
<p>Sürü güdüldüğünde bir koyun düşse zararı yalnızca o görür. Halbuki iple bağlanmış çekiştirilen sürüde her an her koyun düşebilir. Düştüğünde de yalnızca kendisi değil, kendine bağlı olanlarlar da etkilenir. Güdülen sürüde bir koyun yoldan çıktığında, taciz edilir; tacizden kaçarken yanındaki koyunların üstüne çıkmaz. Halbuki çekiştirilen sürüde bir yandan çekiştirildiğinde davranışı kendine bağlı olmadığından yanındaki koyunları görse de üzerine gitmek zorunda kalır.</p>
<p>Teşbihte hata olmaz. Tabii ki ekonomi sürünün otlamasından daha karmaşık süreçleri içerir; tabii ki insan küçük ya da büyük baş hayvandan farklı özelliklere ve yeteneklere sahiptir. Herhalükârda şurası açık ki, Türkiye&#8217;de liberalizm adına yalnızca liberal idealden değil, liberalizm bildik uygulamalarından da uzaklaşıldı.</p>
<span class="spForumLink"><a href="http://efkarisamimi.net/diyalog/turkiyede-ekonomisi/serbestiyetten-gudumlu-degil-cekistirilen-ekonomiye/">Bu konuda diyaloga gir</a></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://efkarisamimi.net/serbestiyetten-gudumlu-degil-cekistirilen-ekonomiye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yepyeni Çağ ya da sömürülmek için zenginleştirilen uranyum bireyleri sınıf savaşımının tarafı mıdır</title>
		<link>http://efkarisamimi.net/yepyeni-cag-ya-da-somurulmek-icin-zenginlestirilen-uranyum-bireyleri-sinif-savasiminin-tarafi-midir/</link>
		<comments>http://efkarisamimi.net/yepyeni-cag-ya-da-somurulmek-icin-zenginlestirilen-uranyum-bireyleri-sinif-savasiminin-tarafi-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2012 07:08:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Sarı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Görüş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://efkarisamimi.net/?p=1129</guid>
		<description><![CDATA[6 Yıl önce bu yazıyı yazdığımda, sanki ilgili ilgisiz sözcükleri yan yana koyup laf ebeliği yapmışmışım, en iyimser yaklaşımla yaşadıklarımızla ilgisi olmayan soyut felsefi düşünceler üretmişmişim gibi karşılandığını anımsıyorum. AB'ye giriş sürecinin en civcivli olduğu o dönemde bu yazı, Türkiye'de konumunu yitiren elitin isterik ruh halinin yansıması olarak da görülmüş olabilir. 6 yıl sonra yeniden olduğu gibi yayınlıyorum. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>6 yıl önce bu yazıyı yazdığımda, sanki ilgili ilgisiz sözcükleri yan yana koyup laf ebeliği yapmışmışım, en iyimser yaklaşımla yaşadıklarımızla ilgisi olmayan soyut felsefi düşünceler üretmişmişim gibi karşılandığını anımsıyorum. Bugün bile hala bitmemiş olan AB&#8217;ye giriş sürecinin <strong><em>en civcivli </em></strong>olduğu, çok ama çok yakında mutlu sona  ulaşacakmış gibi görüldüğü, Avrupa&#8217;nın Roma İmparatorluğu gibi bu sefer yalnızca Akdeniz&#8217;i değil Dünya&#8217;nın tümünü denetimi altına alacak bir merkez olacağı serabına kolaylıkla kapılınan o dönemde bu yazı, Türkiye&#8217;de konumunu yitiren elitin isterik ruh halinin yansıması olarak da görülmüş olabilir. </em></strong></p>
<p><strong><em>Anlaşılırlık ve düzgün yazım bakımından ufak tefek düzeltiler yaptım. Yazının kurgusu yeniden biçimlendirilebilirdi; örneğin yazı, ortalarında sonuna geliyor, ancak hepsi okunmadan o son havada kalıyor. Yine de, &#8216;Bir daha okuyalım, ne demek istemişim&#8217;  diye 6 yıl sonra değişiklik yapmadan yeniden yayınlıyorum:</em></strong></p>
<p><a href="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/Yepyeni-Çağ.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1130" title="Yepyeni Çağ" src="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/Yepyeni-Çağ-300x112.jpg" alt="Yepyeni Çağ" width="300" height="112" /></a>Bir dönem kapanıyor gibi. Öyle birkaç yılda ya da birkaç onyılda bir ortaya çıkan döngüsel yenilenmelerde olduğu gibi değil, eski kurallılıklar sürüp giderken görüntülerin değişmesinde olduğu gibi değil, döngüler ve kurallılıklar kökten değişecekmiş gibi.</p>
<p>Biz doğmadan çok önceleri, bir zamanlar, geleneksel iktisat terminolojisiyle mal ve hizmet üretimi olarak ifade edilen süreçlerin işlemesi için gerekli enerji, neredeyse tamamen yaşayan organizmaların (insanlar ve hayvanlar) çalıştırılmasıyla elde edilirmiş. Sürecin gerçekleşmesi için gerekli enerji canlı organizmalar tarafından üretildiğinden buna canlı organik enerji denebilir. Sonraları, ölü organizmaların artıklarında stoklanmış, yakılarak elde edilen enerji giderek daha fazla kullanılır olmuş; buna da ölü organik enerji denebilir. Atom çekirdeğinin parçalanmasıyla elde edilen enerjiyse ölüsüyle canlısıyla şu ya da bu organizmaya bağlı olarak enerji üretmesini ya da enerji üretiminde kullanılabilecek malzemenin organik olarak oluşturulmasını gerektirmez; bundan dolayı buna inorganik enerji denebilir.</p>
<p>Para olarak uzun süre yoğun biçimde değerli madenler ve -değerli maden olarak değerinden sapan- sikkeler kullanılmış. Kağıt paranın yaygın kullanımı Bank of England&#8217;ın para olarak banka notu basma tekelini almasından çok önceleri, örneğin neredeyse bin yıl kadar öncesinde bile Çin&#8217;de yaygın olarak kullanıldığı olmuş. Banka hesapları arasında, muhasebecilerin deftere birşeyler yazması dışında fiziki bir etkinlik gerektirmeyen transferlerle el değiştiren değer olarak kaydî paranın da çok önceleri örnekleri bulunuyor. Bunlara karşın, değerli madenler temel değer ölçümü ve birikim aracı olmayı, varsa kağıt para ya da kaydî para işlemleri sadeleştirici katalizatörler olmayı, (Çin&#8217;den İngiltere&#8217;ye Asya, Kuzey Afrika ve Avrupa&#8217;yı kapsayan sermaye süreçlerinin örgülendiği eski «Eski Dünya»nın hala bütün dünya olduğu) oldukça yakın zamanlara kadar sürdürdü.</p>
<p>«Eski Dünya»nın dışından «Yeni Dünya»dan Avrupa&#8217;ya, orantısız değerli maden akışıyla ortaya çıkan değişikliklerden</p>
<ol>
<li>sermaye süreçlerinin yoğunluğunun cografi dağılımı,</li>
<li>canlı organik enerjiden ölü organik enerjiye geçiş ve</li>
<li>sikkeden kağıt paraya geçiş</li>
</ol>
<p>olmak üzere üçünün altı çizilebilir. İlk olarak, sermaye süreçleri «Eski Dünya»nın ücra bir köşesi olan Avrupa&#8217;da, başlangıçta da Avrupa&#8217;nın ücra bir köşesi olan İngiltere&#8217;de orantısız biçimde yoğunlaşmaya başladı. Bu sermaye süreçlerinin enerjisini önceleri canlı organik enerji oluşturuyordu; öncelikle de emek, insanların çalışma gücü. Zamanla -akıldan çok çalışmadan kaçınma güdüsünün ve akılsız bulunan çalışanların zekalarının sayesinde- kullanılan enerji içinde çalışma gücünün payı azalmaya başladı; önceleri kömür, sonraları da petrol olmak üzere ölü organik enerjinin payı arttı. Sermaye süreçlerinin belli bölgelerde yoğunlaşması, parasal ilişkilerin olağanüstü artmasına ve işlemleri sadeleştirici olarak kullanılan kağıt paranın kullanılan para içindeki payının artmasına ve giderek kağıt para ile değerli maden arasındaki bağın kopmasına yol açtı.</p>
<p>Altını çizdiğim üç değişiklikle birlikte, o zamana kadarki döngüler ve kurallılıklar kökten değişti: Yeni bir çağ doğdu. Ancak burada ortaya çıkan döngüler ve kurallılıklar, değişimin süreklileşmesini gerektirmekteydi. Yani sermayenin Avrupa&#8217;da sürekli daha da orantısızlaşarak yoğunlaşmasını, canlı organik enerjinin ölü organik enerjiye oranının sürekli azalmasını, değerli madenlerin daha da fazla artmasını ve kağıt paranın değerli madenleri piyasadan sürekli daha fazla silmesini gerektirmekteydi. Bunların süreklileşmesini bırakalım bir kenara, bir arada olmaları bile çelişkilidir. Bu çelişkiler ancak çatışmaları süreklileştirebilirdi ve bu çatışmaların toz dumanı içinde asli çelişkiler hissedilemez duruma gelirken, çelişik de olsa düşe kalka gelişme olabildiğince, «Yeni Çağ» sürüp gidebilirdi ki öyle de oldu.</p>
<p>Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren uzatmaları oynamaya başlayan «Yeni Çağ» şimdi artık tamamen mazi olmaya başlamış gibidir ve bu değişim de yine akıl marifetiyle değildir, yani birinin ya da birilerinin «hadi biz bir çağı kapatalım, yenisini açalım,» diye düşünüp akıl ettikleri bir değişim değildir. Aklî olan geçmişin tekrarlanabilir olduğu konusunda bir tür imana dayandığından, aklî çağ açıp, çağ kapama girişimleri hep hüsrana uğramıştır. Eski «Yeni Çağ»ın açıldığında görülen üç değişimin benzeri kapanırken de gözlenmektedir:</p>
<ol>
<li>Sermaye süreçlerinin yoğunluğunun cografi dağılımı.</li>
<li>Organik enerjiden inorganik enerjiye geçiş.</li>
<li>Kağıt paradan elektronik paraya geçiş.</li>
</ol>
<p>Sermaye süreçleri, sermayenin sadece göreli olarak değil, mutlak olarak bile azalmasının zorunlulaşmaya başladığı ve buna karşı ancak (eninde sonunda patlayacak olan köpük olarak) finansal sermaye artışıyla direnerek uzatmaların biraz daha uzamasını bekleyen Avrupa&#8217;yı yeniden dünyanın kıyısına köşesine itecek tarzda dünya genelinde yayılmakta ve kimi yerde yavaş, kimi yerde hızlı olarak her yerde yoğunluğunu artırmaktadır. Aynı zamanda, sermaye çalışma gücüne dayalı geleneksel çözümlemelerle kolay anlaşılabilir olmaktan da çıkmaktadır; inorganik enerji üretimi, insanın çalışmasını ve yönlendirilebilir enerji üreticisi olarak organizmaları küçümsetecek tarzda gelişmektedir. Artık bir insan ya da birkaç kişilik bir grup insan ancak mikroskop altında bakılarak görülecek tarzda küçülmüştür; binler, onbinler, yüzbinler, giderek milyonlar önemsiz ayrıntı durumuna düşmüştür. Elektronik para, ödeme ve kredi kartları, elektronik para transferleri ve benzeri biçimdeki kaydî paranın dolaşım aracı olmasıyla birlikte kağıt paraları neredeyse silip süpürmektedir. Avrupa merkezli düşünce ve çalışan sayısı artışına dayalı sermaye artışı fikri, daha şimdinin ve geleceğin anlaşılmasına gelmeden, artık yakın geçmişi bile açıklayamaz duruma düşmüştür.</p>
<p>«Yepyeni Çağ»ın kapısı aralanmıştır, «Yeni Çağ»da yaşayanların uygun davrandıklarında sorunlu gözükmeyen akıllarla «Yepyeni Çağ»ı kavramaya çalışıp, gelecek hakkında öngörülerde bulunmaya kalkışmak, ırmağın ters yönde aktığını düşünüp buna göre davranmaya benzeyecektir. «Bilgi çağı», «sanayi sonrası toplum» benzeri nitelemeler dünün kavramlarıyla güne bakmak olur. «Tarihin sonu», «kalkınmanın sonu», «bildik dünyanın sonu» gibi nitelemeler, bu nitelemeleri yapanların konumlarını kaybettiklerini ya da kaybetmek üzere olduklarını hissettiklerini işaret eder; hangi tarihin, hangi kalkınmanın, hangi bildik dünyanın sonu olduğunu sormak gerek. Avrupa&#8217;nın merkezîliği yanılsamasının sürdürülemez olduğunu görüp yok efendim «Medeniyetler Savaşı», yok efendim «Haçlı Seferleri» deyip başa geri dönme çabaları, yani geçmişin geçmişini bugün kılıp, geçmişi gelecek kılma çabaları, yani bu «herşey silbaştan»mış hissini verme girişimleri açıkça körü körüne gericiliktir.</p>
<p>Bu arada kendi kendini postmodernizm olarak niteleyen ve boşa kürek çekmeyi yücelten, köpüğün şişmesine yardımcı olup buradan rızıklanan bir yaklaşım da gelişmiştir. Bu tür göksel girişimlere kalkış(a)mayan biz fanilere kalanın, başta «yaşama», «insan», «eylem», «çalışma» olmak üzere vaz geçilemez kavramları yeniden düşünmek olduğu gözüküyor. «Demokrasi» gibi, «insan hakları» gibi, «pozitif bilim» gibi «Yeni Çağ»da uydurulan «evrensellik»lerin ancak ayak bağı olabilecekleri ve hani bağcıklı ayakkabı giyilecekse çözüp yeniden doğru yerde bağlamak kaydıyla bir işe yarayabilecekleri söylenebilir.</p>
<p>«Kimlik» gibi, «toplum» gibi, «düzen» gibi, «örgütlenme» gibi, «ulus» gibi insanların muhabbetini kıran tutkulaşmış aklîlikler ortadan kalkmayacaklarsa radikal olarak anlam değiştireceklerdir. Örneğin, ulus insanların birer parçası olduğu bir makine olarak işlev görmüş, azalarının bir makine parçası gibi bakımlı tutulduğu, güvenceler içinde yaşatıldığı bir emek stoğuna karşılık gelmiştir; bundan sonra böyle olmayacak gibidir. Bir yandan, insanın bu makine parçalığı durumunu garipsememesi, diğer yandan, ulusun bir makine olarak belli işlevleri yerine getirmesini sağlayacak tarzda oluşup dönüşmesi için ulus üzerinden geliştirilen güzellik ve ahlak artık gereksizleşiyor. «Ulus» için yaptığım bu kısa çözümlemenin benzeri diğer kavramlara da uygulanabilir.</p>
<span class="spForumLink"><a href="http://efkarisamimi.net/diyalog/iktisadi-dusunme/yepyeni-cag-ya-da-somurulmek-icin-zenginlestirilen-uranyum-bireyleri-sinif-savasiminin-tarafi-midir/">Bu konuda diyaloga gir</a></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://efkarisamimi.net/yepyeni-cag-ya-da-somurulmek-icin-zenginlestirilen-uranyum-bireyleri-sinif-savasiminin-tarafi-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avrupa Birliği ve Türkiye&#8217;de dinsellik</title>
		<link>http://efkarisamimi.net/avrupa-birligi-ve-turkiyede-dinsellik-2/</link>
		<comments>http://efkarisamimi.net/avrupa-birligi-ve-turkiyede-dinsellik-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Apr 2012 08:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Sarı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Görüş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://efkarisamimi.net/?p=1119</guid>
		<description><![CDATA[Avrupai standartlara uygun olması bakımından dinselliklerde yaşadığımız gerilemenin kalıcı olduğu veri alınabilir mi; kalıcı olamayacaksa dinsellikler konusunda düzelmelere bağlı olarak değer düzeninde gelişecek değişiklikler, diğer bakımlardan şu ya da bu derecede eskiye dönüşe ya da gerilemeye yol açacak mı?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/ABTurkiyeDin.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1109" title="Avrupa Birliği ve Türkiye'de dinsellik" src="http://efkarisamimi.net/wp-content/uploads/2012/04/ABTurkiyeDin-300x112.jpg" alt="Avrupa Birliği ve Türkiye'de dinsellik" width="300" height="112" /></a>Avrupa Birliği&#8217;ndeki baskın dinsel zihniyet ve pratikler, Türkiye&#8217;dekilerden ağırlıklı olarak geridir. Bu gerilik, neredeyse zamanın ta en başından beri şimdi Avrupa Birliği&#8217;nde yaşayanların başına çok dertler açtı. Sorunlar salt Avrupa&#8217;da kalmadı. Dünyanın ulaşabildikleri her yerine sorunlarını da beraberlerinde götürdüler. Nihayetinde dinsel zihniyet bakımından olan bu gerilik ancak imanın zayıflamasıyla aşıldı. Türkiye bakımından şimdi karşı karşıya olduğumuz soruyu şöyle ifade edebilirim: Avrupai standartlara uygun olması bakımından dinselliklerde yaşadığımız gerilemenin kalıcı olduğu veri alınabilir mi; kalıcı olamayacaksa dinsellikler konusunda düzelmelere bağlı olarak değer düzeninde gelişecek değişiklikler, diğer bakımlardan şu ya da bu derecede eskiye dönüşe ya da gerilemeye yol açacak mı?</p>
<p>Avrupa Birliği&#8217;nde dinin ne olduğu konusundaki baskın düşünüşün belirleyicisi Katolik Roma Kilisesi&#8217;nin doktrin ve icraatlarıdır. Bu doktrin ve icraatlar, dünyevi ve beşeri bir kurum olan Kilise&#8217;nin ilahi otoritesi olduğuna dayanır. Bunun sonucu olarak Kilise ve yetkilileri, ilahi olarak görülürler. Beşeri her türlü hataya açık olan bu dünyevi kurum, birlik sağlamaz parçalanmaya yol açar. Kuruma karşı tepki iki yönde gelişir; genel olarak ilahiliğin olmadığı düşüncesine varan bir tepki ya da ilahiliğin belli bir kilisenin (örneğin Katolik Roma Kilisesi&#8217;nin) özelliği olmadığı düşüncesine varan bir tepki. Bu tepkilerden ilki itikatsızlığa karşılık gelirken, ikincisi başka kiliselerin doğuşuna neden olur.</p>
<p>Kilise&#8217;nin dünyadaki ilahi otorite olması dinin Kilise&#8217;ye tabiyete indirgenmesine yol açar. Kilise kendisinden başka her türlü dini açık ya da örtük olarak dinsizlik ve yalancılık olarak sunar. Kilise&#8217;nin tüm yargıları gibi bu da tabi olanların görüşünde ilahidir; tabi olanları bağlayıcıdır. Avrupai din dışlayıcıdır.</p>
<p>Dünyevi olan yaşamımızda ihtilaflar eksik olmaz. İhtilaf çıktığında Kilise sorgulanır olur. Kilise&#8217;den kopmalar, ilahi otorite iddiasındaki yeni kiliselerin doğmasına yol açar. Böylece aynı dinsel temellerde yükselen farklı kiliseler, birbirleriyle bu kiliselere tabi gruplar üzerinden yer yer zaman zaman açık, yer yer zaman zaman örtük sürüp giden savaşımlara tutuşurlar. Avrupai din parçalayıcıdır.</p>
<p>Kilise kurumdur. Otoritesi kurumsal otoritedir. Bu durum, Kilise&#8217;yi yaşadığı bölgede kısmen ya da tamamen egemen olarak görmeyen, dinsel olmayan otoritelere de sirayet eder. Kilise&#8217;nin egemenliğini kısmen tanımayan laikler ve Kilise&#8217;den tamamen bağımsız egemenliği tanıyan çağdaşlar, Kilise dışı otoriteyi geliştirirken, Kilise&#8217;nin otoritesi ile ortaya çıkmış kurumsal otoriteyi olduğu gibi muhafaza ettiler. Laik ya da çağdaş kurumsallık da toplumsal olarak dışlayıcılığı ve parçalayıcılığı üzerinde taşıyagelmiştir.</p>
<p>Kiliseleriyle, kurumsallığıyla Avrupai din, Müslümanlık öncesinden kalmadır. Müslümanlığın gelişmesiyle, gerilemiş ve ancak zorbalık yapabildiğince tutunabilmiştir. Dünya çapında yeniden yayılabilmesi, ancak kütlesel etkisi olan ve gittikçe daha fazla etkili hale gelen teknolojik ve toplumsal zulüm ve katliam makinelerinin gelişmesine bağlı olmuştur. Muvakkat olan zorlama yeteneğindeki üstünlüğe bağlı bu gelişmeler, dinsellikler bakımından Müslümanlığın Avrupai din biçemine sığmayacak daha ileri evreye karşılık geldiği olgusunu karanlıkta bırakmıştır.</p>
<p>Allah&#8217;ın varlığından ve Muhammet&#8217;in onun kulu olduğundan eminliğe dayanan Müslümanlık, temelde dini kurumsal olarak benimsemeye değil, bir eminlik konusu olarak hissetmeye dayanır. Müslümanlığa, belli insan gruplarını değil, herkesi ayrı ayrı, dünyadaki halife olarak, yaşadıklarından ve dünyada olup bitenden sorumlu tutan görüş daha uygundur. Ne tür olursa olsun dünyada karşılaşabileceğimiz otoritenin ilahi olması temel Müslüman eminliğe sığmaz.</p>
<p>Müslüman kendi dinini mükemmel görür görmesine ancak diğer dinlerin mensuplarıyla birlikte rahatlıkla yaşayabilir. Müslüman tüm kitaplı dinleri Müslümanlık gibi bir din olarak tanır. Müslüman bakımından bu dinlerle ilgili sorun zaman içinde az ya da çok çarpıtılmış olmasıdır. Müslümanların yayıldığı bölgelerde kitaplı dinler ortadan kalkmaz. Müslümanlık dışlayıcı değildir.</p>
<p>Müslüman topluluklarda ortaya çıkan münafıklar ve müşrikler, arzu ve istekleri bu olmasa bile Müslümanların bütünlüğünü bozma eğilimindedirler. Münafıklar, duyarlılıklarını kullanarak topluluktakilerin birbirine düşmesine yol açar. Müşrikler, dünyada Allah&#8217;ın iradesini bilip yansıtan dinsel otorite olduğunu ileri sürüp, Müslümanlığın temel eminliğinin çerçevesinin dışına çıkmasını tetikler. Müslümanların dinsel savaşımı asıl münafık ve müşriklere karşı kendi içindedir. Bu savaşım kişilerle değil, parçalanmayladır. Müslümanlık bütünleştiricidir.</p>
<p>Burada ifade etmeye çalıştığım, Hıristiyanlığın kötü, Müslümanlığın iyi olduğu değil. Düşünürken, kesin çizgilerle birbirlerinden ayrılanlar, pratikte benzeşir. Hıristiyanlık bir eminlik sorunudur ve Müslüman toplumlarda dinsel kurumlar ortaya çıkmıştır. Bunlarla birlikte ayrıntılı değerlendirildiğinde, hem kurumsallık hem de eminlik bakımından her ikisi arasındaki fark derece farkıdır. Böylece yapılacak, ahistorik bir değerlendirmede nicel farklılıklar dışında aynılaşan Hıristiyanlık ve Müslümanlık, tarihsel gelişimlerinin belirlediği kalıplaşmalarla nitel olarak ayrılırlar. Dışlayıcılık &#8211; kapsayıcılık, parçalayıcılık &#8211; bütünleştiricilik, kurum merkezlilik – insan merkezlilik ayrımları bu bağlamda göreli olarak baskın gelen özellikler olarak düşünülmelidir.</p>
<p>Avrupa Birliği&#8217;ne giriş süreciyle Türkiye&#8217;de nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu, neredeyse tüm özel durumların genel olduğu, her türlü toplumsal faaliyetlerin, çalışma ilişkilerinin ve iletişimin ancak kurulmuş kalıplar içinde gelişebildiği, işleyişi gittikçe büyüyen oranlarda emek dışı enerjiye dayanan bir kentlilik geliştirilmeye girişildi. Bu süreçte, Müslümanlık Avrupai din anlayışına göre kurumsal bir görüntüye kavuşturulmaya çalışıldı.</p>
<p>Kurumlaşmış Müslümanlık olarak İslam yeniden biçimlendirilmeye uğraşıldı. Evet, bu İslam Müslümanlığa uygun değildir; ancak sorun bu değil. Sorun, kurumlaştırılmış Müslümanlık olarak bu İslamın, Müslümanlığın temel eminliğinin gerisine düşüp dünyada yaşayan insan olarak Müslümanın dünyevi pratiklerini gereksiz sınırlarla daraltmasıdır.</p>
<p>Topluca bir din değişimi yaşanmayacaksa temelsiz sınırlar aşılacak, kurumlar kadükleşip boşalacaktır. Böyle bir ilerleme tabii ki kendi başına bir sorun oluşturmaz. Ancak oluşan kentsel yaşam ideolojik dayanıklılığı bulunmayan eğreti kurumlaşmaya bağlıysa, insan etkinlik ve ilişkilerinin içinde gelişeceği kalıplar böyle bir kurumlaşmayla sağlanıyorsa kaçınılmaz görünen dinsel ilerleme sorunlaşıverir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://efkarisamimi.net/avrupa-birligi-ve-turkiyede-dinsellik-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suriye hangi sonun başlangıcında?</title>
		<link>http://efkarisamimi.net/suriye-hangi-sonun-baslangicinda/</link>
		<comments>http://efkarisamimi.net/suriye-hangi-sonun-baslangicinda/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2012 13:04:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Sarı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efkari Umumi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://efkarisamimi.net/?p=1076</guid>
		<description><![CDATA[Kendilerini “Suriye&#8217;nin Dostları” olarak niteleyen, başta Dışişleri Bakanı düzeyinde temsil edilen ABD olmak üzere yetmişten fazla ülkenin temsilcileri 1 Nisan 2011 Pazar günü İstanbul&#8217;da toplandı. Zaman&#8216;ın toplantı öncesi yayımladığı haberde “demokratik Suriye&#8217;ye giden yolda önemli kilometre taşlarından biri” olduğu tahmini yapıldı ve “muhalif Suriye Millî Konseyi&#8217;nin &#8216;Suriyelilerin tek meşru temsilcisi&#8217; olarak tanınması beklentisi dile getirildi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kendilerini “Suriye&#8217;nin Dostları” olarak niteleyen, başta Dışişleri Bakanı düzeyinde temsil edilen ABD olmak üzere yetmişten fazla ülkenin temsilcileri 1 Nisan 2011 Pazar günü İstanbul&#8217;da toplandı.</p>
<p><em>Zaman</em>&#8216;ın toplantı öncesi yayımladığı haberde “demokratik Suriye&#8217;ye giden yolda önemli kilometre taşlarından biri” olduğu tahmini yapıldı ve “muhalif Suriye Millî Konseyi&#8217;nin &#8216;Suriyelilerin tek meşru temsilcisi&#8217; olarak tanınması beklentisi dile getirildi. Toplantıya katılmayan Rusya ve Çin&#8217;le bağlantılı olarak “Rusya ve Çin&#8217;in desteğini arkasına alan Beşşar Esed rejiminin nasıl ve ne zaman devrileceği merak konusu” olduğu ileri sürüldü. Haberde, toplantıya katılmayan Kofi Annan ile ilgili olarak “BM ve Arap Ligi Özel Temsilcisi Kofi Annan&#8217;ın girişimlerinin ardından Esed, ülkeye uluslararası gözlemci girmesine izin vermezse Moskova ve Pekin üzerindeki uluslararası baskı daha da artacak” tahmininde bulunuldu.</p>
<p><em>Zaman</em>&#8216;da çıkan, toplantı için İstanbul&#8217;da bulunan ABD Dışişleri Bakanı ile Dışişleri Bakanı arasındaki görüşmenin haberindeyse BM ve Kofi Annan için toplantının ne denli önemli olduğu “Annan, BM&#8217;ye yarın Suriye konusunda bir sunum yapacağı için İstanbul&#8217;a gelemeyeceğini açıkladı” ifadesiyle açıklık kazandı. Aynı haberde daha önce “Beşşar Esed rejiminin arkasındaki destek”ler olarak görülen Rusya ve Çin için “Suriye konusunda farklı görüş ve çekincelere sahip oldukları bilinen BM Güvenlik Konseyi üyeleri Rusya ve Çin de konferansta temsil edilmiyor.” diye yazıldı.</p>
<p><em>Zaman</em>&#8216;ın Başbakan&#8217;ın açılış konuşmasına geniş yer veren diğer haberinde Başbakan&#8217;ın “Suriye&#8217;deki rahatsızlıkları bildiğimiz için, Suriye&#8217;nin Mısır ve Libya&#8217;nın yaşadığı acı hadiseleri yaşamaması için Esed&#8217;e bir an önce adım atması gerektiğini defaatle ifade ettik.” dediği kaydedildi. Habere göre Başbakan “Suriye&#8217;de bir yılı aşkın süredir devam eden olaylarda, Birleşmiş Milletler rakamlarına göre 9 binin üzerinde ki ben bu rakamın çok çok daha ileride olduğunu şu anda görüyorum, insan şu anda hayatını kaybetti, 100 binlerce insan yerinden edildi, bunların 10 binlercesi komşu ülkelere sığındı.” dedi. ”Ülkesini terk etmek zorunda kalanlar, geride olanlara göre bugün daha avantajlı durumda” diye yazdı. Haberde Başbakan&#8217;ın “sandık” talebi ön sıralarda belirdi: “Sandık, aslında Suriye halkının önüne getirilmelidir ve uluslararası camianın kontrolü ve güvencesi altında da burada demokratik seçim gerçekleşmelidir.”</p>
<p><em>Zaman</em>&#8216;ın diğer bir haberinde “Suriye yönetiminin yayın organı konumundaki El Baas gazetesinin birinci sayfasında yer alan baş yazıda konferans, &#8216;daha fazla Suriyelinin öldürülmesinin yollarını aramaya, toplumu ve devleti sabote etmeye ve Suriye&#8217;yi zayıflatma genel amacına doğru hareket etmeye yönelik bölgesel ve uluslararası bir çaba&#8217; olarak nitelendi.” biçiminde Suriye&#8217;nin tavrını verdi.</p>
<p><em>Zaman</em> toplantıyı protesto edenlerle ilgili diğer bir haberinde, “İçeride toplantılar devam ederken, dışarıda da Beşar Esed yanlıları toplantıyı protesto etti” denildi. Polisin protestoculara müdahale ettiği ve biber gazı kullandığı belirtildi.</p>
<p><em>Dünya</em>&#8216;daki haberde “Suriye&#8217;de süregelen istikrarsızlığı konu alan &#8216;Suriye&#8217;nin Dostları&#8217; toplantısı İstanbul&#8217;da başladı. Açılışta Erdoğan çok sert bir konuşma yaptı. Suriye halkı infaza uğradı, Esad süre kazanmaya çalışıyor dedi.” ifadesi öne çıkarıldı.  Başbakan&#8217;ın “çıkar amacı gütmüyoruz” ifadesine vurgu yapılan haberde toplantının amacı Suriye&#8217;ye baskıyı artırmak olarak belirtildi.</p>
<p><em>Akşam</em>&#8216;ın haberine göre “katılımcılar, Devlet Başkanı Esad&#8217;a &#8216;operasyonları durdur, reformları hayata geçir, insani yardıma izin ver&#8217; çağrısı yapacak.” Haberde Rusya-Çin&#8217;in yok olduğu ve İran&#8217;ın davetli olmadığı belirtildi. <em>Akşam</em>, haberde Suriye tarafındaki gelişmeleri de verdi. Habere göre Suriye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Suriye&#8217;de rejimi düşürme girişiminin &#8216;kesin olarak&#8217; başarısızlığa uğradığını söyledi. İstikrar sağlanınca Suriye ordusunun bulunduğu yerlerden geri çekileceğini belirtti. Haberde ayrıca BM&#8217;nin ateşkes sağlandıktan sonra Suriye askerleri tarafından korunacak silahsız 250 kişilik gözlemci heyeti gönderme planına değinildi.</p>
<p><em>Habertürk</em>&#8216;te “Suriye&#8217;nin Dostları Konferansı&#8217;nın açılış konuşmasını yapan Başbakan Erdoğan, Esad rejimine sert eleştiriler getirirken, uluslararası topluma da söylem ve eylem birliği çağrısı yaptı” denilerek Başbakan&#8217;ın konuşması verildi. Bir başka haberde 300 kişilik ve Esad yanlısı olduğu belirtilen bir grubun protesto gösterisine ve polisin müdahalesine değiniliyor.</p>
<p><em>Hürriyet</em>&#8216;te çıkan haberde ağırlıklı olarak Başbakan&#8217;ın konuşması verildi. Hürriyet&#8217;teki haberde toplantıya katılmayanlar listesine Rusya ve Çin temsilcilerinin yanına,  “son dakikada &#8216;programındaki bir aksaklık&#8217; dolayısıyla katılamayacağını bildirdiği” söylenen AB Dış Politika Temsilcisi Catherine Ashton da eklendi. Toplantının gündemiyle ilgili olarak “Toplantının ana gündem maddesini Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği Suriye Özel Temsilcisi Annan’ın altı maddelik planı oluşturuyor. Plan Pazartesi günü BM Güvenlik Konseyi’ne de sunulacak.” ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Y<em>urt</em>&#8216;ta 31 Mart 2011&#8242;de çıkan haberde Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı Sözcüsü Cihad Makdisi&#8217;nin uzun açıklamasına yer verildi. <em>Yurt</em>&#8216;taki habere göre Makdisi, Kofi Annan ile 6 maddelik plan üzerinde anlaştıklarını, Suriye&#8217;de devleti yıkma savaşının geri dönüşü olmayacak şekilde sona erdiğini dile getirdi.</p>
<p><em>Sol portal&#8217;</em>daki haberde “Suriye&#8217;de hükümet Cumartesi günü yaptığı açıklamada hükümet ve muhalifler arasındaki savaşın sona erdiğini açıkladı. Hükümet açıklamasında Annan barış planını desteklediklerini de tekrar belirtti.” denildi. Habere göre “Makdisi birliklerin yerleşim bölgelerinden ancak güvenlik sağlandığı zaman çekileceklerini belirttiği açıklamasında, BM-Arap Birliği elçisi Kofi Annan&#8217;ın da &#8216;muhalefet içerisinde gayri meşru silahlı birimler olduğunu&#8217; doğruladığını ifade etti.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://efkarisamimi.net/suriye-hangi-sonun-baslangicinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hızlı Politika turu</title>
		<link>http://efkarisamimi.net/hizli-politika-turu/</link>
		<comments>http://efkarisamimi.net/hizli-politika-turu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 11:58:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Sarı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gelisim.efkarisamimi.net/?p=675</guid>
		<description><![CDATA[KCK soruşturması kapsamında Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nden mahkemeye sevk edilen 35 kişiden, aralarında eski BDP Milletvekili Fatma Kurtulan’ın bulunduğu 31 kişi tutuklandı. TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu bünyesinde çalışan alt komisyon, Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği üyesi eşcinselleri dinledi. Dernek üyeleri, komisyona 14 maddeden oluşan önerilerini iletti. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, KKTC’nin Kurucu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KCK soruşturması kapsamında Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nden  mahkemeye sevk edilen 35 kişiden, aralarında eski BDP Milletvekili Fatma Kurtulan’ın bulunduğu 31 kişi tutuklandı.</p>
<p>TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu bünyesinde çalışan alt komisyon, Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği üyesi eşcinselleri dinledi. Dernek üyeleri, komisyona 14 maddeden oluşan önerilerini iletti.</p>
<p>Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın vefatı dolayısıyla Denktaş’ın eşi Aydın Denktaş, oğlu Serdar Denktaş ve KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’na taziye mesajı gönderdi.</p>
<p>KKTC’nin Kurucu Devlet Başkanı Rauf Denktaş’ın cenaze törenine, partisinin eski genel başkanlarıyla birlikte katılan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “CHP Genel Başkanlarının hepsinin Kıbrıs’ın bağımsızlık mücadelesine, bağımsızlığında katkıları var. Onlarla beraber gelmek Cumhuriyet Halk Partisinin bir görevidir, töresidir” dedi.</p>
<p>Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanları Türk ve Tuğluk, KCK operasyonlarını çok sert bir dille eleştirdi ve hükümeti uyardı. Toplantıda konuşan DTK Eş Başkanı ve Mardin Bağımsız Milletvekili Ahmet Türk, açılım politikasıyla Kürt halkının susturulmaya çalışıldığını belirterek, ‘Habur sürecini anlatırsam hükümet altında kalır’ dedi.</p>
<p>Yargıç ve Savcılar Birliği (YARSAV), otoriter bir zihniyet ve uygulamalarının başta yargı olmak üzere tüm kurumlarda yarattığı travmanın artarak devam ettiğini ileri sürerek bu ortamda evrensel saygınlığa sahip bir anayasa yapılamayacağını ileri sürdü.</p>
<p>Türkiye’nin yeni Berlin Büyükelçisi Hüseyin Avni Karslıoğlu, Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff’a güven mektubunu sunarak görevine resmen başladı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://efkarisamimi.net/hizli-politika-turu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Efkari Samimi Topluluğu Manifestosu</title>
		<link>http://efkarisamimi.net/efkari-samimi-toplulugu-manifestosu/</link>
		<comments>http://efkarisamimi.net/efkari-samimi-toplulugu-manifestosu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 07:41:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Sarı</dc:creator>
				<category><![CDATA[EiST Görüşü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://efkarisamimi.net/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[Düşüncede kendinle buluşup topluluk olarak düşün, eylemde özgür kal! Doğrudan iletişim ile orta ve uzun dönemli bakıp çeşit çeşit görüşü tanıyarak duyarlılıklarını yaşama döndür!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>En doğrudan görünen insan iletişimi bile çarpıtıcı iletişim araçlarının aracılığına mahkûm kaldı. İnsanlar ancak dizi kahramanlarının, spor takımlarının, siyasal aktörlerin içine düştüğü haller aracılığıyla iletişim kurabilir oldu. Bunları izlemeyenler toplumda yaban kaldı. Başkalarıyla konuşacak konusu neredeyse kalmadı. Bunların insanların arasındaki iletişimde aracılığı kaçınılmazlaştı. Artık insan kendisini doğrudan ilgilendiren konularda düşünme ve iletişim kurmada zorluk ve zaafiyet yaşıyor. İnsanlarla arandaki iletişimde aracılığı seyreltip <strong><em>doğrudan iletişime yönel!</em></strong></p>
<p>İnsanlar etkisizleşti. Atomik bireyler haline geldi. Her türlü toplulukla organik bağı koptu. İrili ufaklı örgütlenmiş kuruluşlara anlaşmayla monte oldu. Oldu da ola ola ancak bunların her an ikame edilebilir mekanik bir parçası oldu. Böyle bir dönemde ironik olarak önemini aklında abartılı biçimde büyüttü. Gel gör ki pratikte önemsizliği yokumsanamaz biçimde netleşti. Böylece aklıyla davranışı arasındaki bağ durmaksızın koptu. Bir yandan ulaşamadığı gizemlere sığınmak zorunda kaldı. Diğer yandan bedensel, zihni yeteneklerini ve yaşama koşullarını geliştirmek için dışarıdan verili ölçütlerle kendini kısıtladı. Zevk ve acılarını ölçütlere uymadığı sürece görmezden geldi. İradesini öz varlığına dayandırmaktan uzaklaştı. İnsanlar kendilerinden yalıtıldı. <strong><em>Öncelikle düşüncede kendinle buluş!</em></strong></p>
<p>Toplumu yönlendirme ve toplumsal zoru kullanma yeteneğine, egemen küçük bir grup haizdir. Belirleyici konularda kararların tümü egemen grubun önceliklerine göre alınır oldu. Toplumsal karar alma sürecinde insanlar aksesuarlaştı. Atomlaşma sürecinde karar verme toplumsallaşırken, düşünme bireyselleşti. Bireyleşen insan düşünürken yapayalnız kaldı. Özgürlüğü düşünürkenki yalnızlığına sıkıştı. Düşünürken özgürleşmesi fiilen verili ölçütlere tabi olmasına eşlik etti. Gel gör ki akıl akıldan üstündür. İnsan kendi aklının dar sınırlarını diğerleriyle birlikte topluca düşünerek aşar. Farklı insanlarla birlikte, davranışına sınır getirmeden <strong><em>topluluk olarak düşün, eylemde özgür kal!</em></strong></p>
<p>Bir yerde yangın çıktığında “Acilen ne yapmalı, neleri kurtarmalı?” diye düşünmek kısa dönemlidir. “Bu akşam nerede kalacağım, yangından geri kalanları nasıl muhafaza edeceğim?” diye düşünmekse orta dönemlidir. “Yeni bir yere mi geçeyim, bunu mu onarayım?” diye düşünmeye gelince, uzun dönemlidir. Yaygın iletişim araçları insan düşüncesini ve iletişimini sürekli kısa dönemli konulara yönlendiriyor. Kısa dönemli aciliyet durumlarının biri bitmeden diğeri başlıyor. İnsan tepki vermeden önce düşünmeye bile fırsat bulamadan refleks gösterme durumunda kalıyor. Halbuki şu an kısa dönemin içinde olduğun kadar orta ve uzun dönemin de içindesin. Kısa dönemli sonuçlar kadar, orta ve uzun dönemli sonuçlar da şu an düşündüklerine ve yaptıklarına bağlı gelişiyor. Aklın kısa dönemden başkasını göremezken aciliyet durumlarını yaratanların iradesine tabi olursun; ancak orta ve uzun dönemli düşünerek yaşamının akışını bu tabiiyeti kurtarıp bağımsızlaşırsın. <strong><em>Orta ve uzun dönemli bak!</em></strong></p>
<p>İnsanın başkalarının kendininkinden farklı görüşlere içtenlikle sahip olacağını kabullenmesi zordur. Farklı görüşlerle karşılaştığında bunu zekâ ve bilgi yoksunluğuna, düşünme yeteneklerinin gelişmemişliğine, akli rahatsızlığa ya da ikiyüzlülüğe yorar. Birçok kez bu yorumunda haklı bile olsa, baskın çoğunlukla böyle düşünme hatalı ya da yersiz, her halükârda uygunsuzdur. Farklı görüşler, insan zihninin farklı farklı koşullarda oluşmasından kaynaklanır ve farklı zihni yeteneklerle değerlendirilmiş farklı deneyimleri barındırır. Farklı görüşlerle karşılaşıldığında her kim ki bu görüşlerden birini seçmek yerine bu görüşleri tanıyıp sentezini yaparsa o, hem daha geniş zihni yeteneklerden hem de daha çeşitli deneyimlerden yararlanmış olur. <strong>Çeşit çeşit görüşü tanı!</strong></p>
<p>İnsan mağdur duruma düşmüş birini gördüğünde “Acaba ne numara yapıyor? Bunun altında bir bityeniği mi var?” duygusuna kapılıyor; sık sık da haklı olarak. Gördüğünde içinde güzel duygular uyandıran hoşlandığı cinsten biriyle karşılaştığında “Acaba görünüşü yapay mı, beni cazibesiyle etkileyip yönlendirmeye mi çalışıyor?” duygusuna kapılıyor; sık sık da haklı olarak. İnsanı insan, insan topluluğunu insan topluluğu yapan duyarlılıklar fiilen köreliyor. Bunların yerini düşüncede sapkın duyarlılıklar alıyor. İnsanlar tek tek ve topluca fiilen anlamı olmayan bir konuda gözünü karartıp duyarlılık gösterebiliyor. Çarpıtıcı iletişim araçlarıyla dayatılan değil, gündelik yaşamda karşılaştığı durumlar hakkında iletişim, duyarlılığı yeniden yaşama yönlendirir. <strong><em>Duyarlılıklarını yaşama döndür!</em></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 120px;">Düşüncede kendinle buluşup topluluk olarak düşün, eylemde özgür kal! Doğrudan iletişim ile orta ve uzun dönemli bakıp çeşit çeşit görüşü tanıyarak duyarlılıklarını yaşama döndür!</p>
<span class="spForumLink"><a href="http://efkarisamimi.net/diyalog/eist-belgeleri/efkari-samimi-toplulugu-manifestosu/">Bu konuda diyaloga gir</a></span>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://efkarisamimi.net/efkari-samimi-toplulugu-manifestosu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müzeden Picasso çaldılar</title>
		<link>http://efkarisamimi.net/muzeden-picasso-caldilar/</link>
		<comments>http://efkarisamimi.net/muzeden-picasso-caldilar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 08:30:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Sarı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://efkarisamimi.net/?p=620</guid>
		<description><![CDATA[Yunanistan’ın başkenti Atina’daki Ulusal Resim Müzesi’nde bulunan Kübizm akımının öncülerinden ünlü ressam Pablo Picasso’nun değerli bir tablosu çalındı. Polis, dün saat 05.00 sıralarında müzenin arka kısmındaki balkon kapısını kırarak içeri giren hırsız ya da hırsızların Picasso’nun “Kadın Başı” isimli tablosuyla birlikte değerli bir Mondrian tablosunu daha çalarak kaçtıklarını açıkladı. Hırsızlık olayının, müzedeki alarm sisteminin çalışması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yunanistan’ın başkenti Atina’daki Ulusal Resim Müzesi’nde bulunan Kübizm akımının öncülerinden ünlü ressam Pablo Picasso’nun değerli bir tablosu çalındı.</p>
<p>Polis, dün saat 05.00 sıralarında müzenin arka kısmındaki balkon kapısını kırarak içeri giren hırsız ya da hırsızların Picasso’nun “Kadın Başı” isimli tablosuyla birlikte değerli bir Mondrian tablosunu daha çalarak kaçtıklarını açıkladı. Hırsızlık olayının, müzedeki alarm sisteminin çalışması üzerine gelen müze yetkilileri tarafından fark edildiği belirtildi. Polisin olayla ilgili incelemelerinin sürdüğü kaydedildi. Çalınan Picasso tablosunun 1934 yılında yapıldığı ve bir Fransız derneği tarafından Ulusal Resim Müzesi’ne hediye edildiği belirtildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://efkarisamimi.net/muzeden-picasso-caldilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MİT’ten devletin zirvesine brifing</title>
		<link>http://efkarisamimi.net/mitten-devletin-zirvesine-brifing/</link>
		<comments>http://efkarisamimi.net/mitten-devletin-zirvesine-brifing/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 08:30:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Sarı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://efkarisamimi.net/?p=617</guid>
		<description><![CDATA[MİT, 85. kuruluş yıldönümü kapsamında ayarın devletin zirvesine brifig verecek. MİT, yarın Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu,yüksek yargı üyeleri ve kuvvet komutanlarına bir brifing verecek. Brifingde, MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın, MİT’teki yeni yapılanma ve istihbarat çalışmaları hakkında yapılan yeni çalışmalar konusunda bilgi vereceği öğrenildi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MİT, 85. kuruluş yıldönümü kapsamında ayarın devletin zirvesine brifig verecek.</p>
<p>MİT, yarın Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu,yüksek yargı üyeleri ve kuvvet komutanlarına bir brifing verecek.</p>
<p>Brifingde, MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın, MİT’teki yeni yapılanma ve istihbarat çalışmaları hakkında yapılan yeni çalışmalar konusunda bilgi vereceği öğrenildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://efkarisamimi.net/mitten-devletin-zirvesine-brifing/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

